yüzaltı
Şubat 12, 2007
soluksuz olarak tabir edilen kitaplardan biri “kız ararken”. filmler için mi kullanılırdı o tabir yoksa? neyse önemi yok öyleyse de ben kitap için kullandım oldu bitti diyecek pişkinliğe sahibim. böyle davranmayı biraz da kitaptaki karakterlerden öğrendim. yanlış hatırlamıyorsam sekiz hikaye var; ikisi uzun gerisi kısa. 264 sayfayı 3 günde okutacak kadar hızlı gelişen bir kurgusu var. kurgu dediğime bakmayın; öyle karmaşık olaylar silsilesi ile karşı karşıya kalmayacaksınız eğer okursanız. hikayeler birinci elden, başroldeki karakterin ağzından anlatılıyor ve bu karakterler yaptıkları her bir şeyi ince ince anlatıyorlar. zaten her biri kendi içinde bir otisabi, nasıl ayar versem kimi bozsam diye anasını satmışım dünyanın havalarında geziyor.
anlaşılan o ki kitabın sonlarına geldiğimde bloga ne yazsam diye kafamdan kurgulama çabalarım boşa gitmiş. okurken beğendiğim satırların altını çizme alışkanlığım olsa çizik çüzük yapacağım “kız ararken” hakkında buraya yazacak birşey bulamıyorum. belki de içindeki hikayelerin hızından. ama çok beğendiğimi ve oldukça da güldüğümü bilmelisiniz. ne zamandır böylesini okumamıştım..
bu arada kitap toprak ışık’ın. unutuyordum nerdeyse..
264 sayfa ve 3 gün böylesi anlattığın kitaba! yavaş okuyorsun gibi geldi bana ;)
3 gün kesintisiz kitap okumadım heralde hocam. benim için bu kadarı (264 sayfa) bu kadarda (3 gün) okumak nadir yaşanan bi olaydır. daha yavaş okurum normalde, kasmam bünyeyi :)
senin bebelere okuttuğun kitaplara benzemiyo bu örtmenim.
hem sen dakikada kaç kelime okuyon kaçını anlıyon :)
okuma hızınla ilgili bir yorumda bulunmayacağım ama ben -ki bi manada tavsiye eden kişi- gece saat 12:30′da başlayıp sabah 7 civarı (uykusuzluktan saati tam çıkaramadım) bitirdim.
kitaptaki hikayelerin bir kısmında kendimi bulmam hoşuma gitme sebeplerinden biri olmasının yanı sıra olayların ankarada geçiyor olması da ayrı bir lezzet.
hikayelerde kendimi buldum derken hemen “kız ararken” başlığına takılmamak lazım. bi an hatırlatmak istedim. ilk hikayenin adı: asistan :)
sacid, güzelim, en kısa sürede görüşelim. ara çok soğudu.
kitabı bitirip üniversiteye gittin yine sanırım. sonra da çağlar gibi derslerde hocanın notlarını değil de kendi bildiklerini anlattın felan. çağlar mısın murat mı? :p
olayların ankarada geçmesi ankaralı bir okur olarak benim de hoşuma gitti. çiftlikte yemek yiyip gimanın önünde buluşuyolardı felan. hatta biri amerikan büyükelçiliğinin orda oturuyodu (isim vermeyim spoiler olmasın). aha dedim şimdi abim çıkacak biyerden :))
pazar gününe plan yapıyoruz. kop gel :)